Fabrika İşçilerine Kesilen Para Cezaları Hakkında Yasanın Açıklanması

V.İ.Lenin

 

Fabrika İşçilerine Kesilen Para Cezaları Hakkında Yasanın Açıklanması[1]

 (1895)

 


I

Ceza Nedir?

 

Bir işçiye para cezasının ne olduğunu bilip bilmediğini soracak olsak, büyük ihtimalle şaşırırdı. Sürekli ceza ödemek zorundayken, para cezasının ne olduğunu nasıl bilmez? Bunda sorulacak ne var?

Oysa, sorulacak bir şeyin olmayışı yalnızca görünüştedir. Aslında, işçilerin çoğu para cezalarını gereği gibi kavramıyor.

Genel olarak para cezasının, bir zararın karşılığı olarak işçi tarafından patrona yapılan bir ödeme olduğu düşünülür. Bu doğru değildir. Ceza ile zararın tazmini iki ayrı şeydir. Bir işçi başka bir işçiye zarar verirse, bu ikincisi zararın tazminini talep edebilir (örneğin, yırtılan bir giysi için), ama para cezası veremez. Benzer şekilde, bir fabrika sahibi diğerine zarar verirse (örneğin zamanında mal teslimi yapmazsa), ikincisi tazminat talep edebilir, fakat ilk fabrika sahibine ceza veremez. Zararın tazmini eşit kişiler arasında olur, ceza ise tabi olan kişiye uygulanır. Bu nedenle, zararın tazmini bir mahkemede talep edilmelidir, para cezası ise patron tarafından mahkeme yapılmadan kesilir. Para cezası kimi zaman patron zarara uğramasa da kesilir: örneğin sigara içme cezası. Para cezası bir disiplin cezasıdır, zararın karşılığı değil. Bir işçi, sigara içerken dikkatsiz olsa ve patronun giysisini yaksa, patron para cezası kesmekle kalmaz, yanan giysi için de kesinti yapar. Bu örnek, para cezasıyla zararın karşılanması arasındaki farkı açıkça gösteriyor.

Para cezası zararı karşılamak için değil disiplin sağlamak için verilir, yani işçinin patrona boyun eğmesini sağlamak için, işçiyi patronun emirlerini yerine getirmeye zorlamak için, iş saatlerinde ona itaat etmesi için. Para cezaları hakkında yasa da, para cezası “fabrika yönetimi tarafından kendi otoritesine dayanarak düzenin devamı amacıyla verilen bir disiplin cezasıdır” diyor. Cezanın miktarı da, zararın miktarına değil, işçinin sorumsuzluğunun derecesine bağlıdır: sorumsuzluk ne kadar büyükse, patrona karşı gelmenin ya da isteklerine uymamanın derecesi ne kadar büyükse, ceza da o kadar büyük olur. Birisi bir patron hesabına çalışmaya başlarsa, özgürlüğünü kaybedeceği açıktır; patrona itaat etmelidir, patron onu cezalandırabilir. Köylü serfler toprak sahibi için çalışıyorlardı ve toprak sahibi onları cezalandırıyordu. İşçiler kapitalistler için çalışırlar, ve kapitalistler onları cezalandırır. Tek fark şu ki, eskiden insanın sırtı bedel ödüyordu, şimdi kesesi.

Disiplin olmadan bir işçi kitlesinin fabrikada bir arada çalışmasının imkânsız olduğu söylenebilir: iş için düzen gerekir, birisinin de düzenin korunduğunu ve düzeni bozanın cezalandırıldığını gözlemesi gerekir. Bu nedenle -denecektir bize- para cezası işçi özgür olmadığı için değil, ortaklaşa çalışma düzen gerektirdiği için verilir.

İlk anda insanı kandırabilse de bu itiraz temelsizdir. Ancak işçilerden özgür birer özne olmadıklarını gizlemek isteyen kişilerce öne sürülür. Ortaklaşa iş yapılan yerde düzen elbette gereklidir. Fakat insanlar, fabrika sahiplerinin, yani kendileri çalışmadıkları halde sırf tüm makinelere, çalışma araç-gereçlerine el koydukları için güçlü olanların tiranlığına boyun eğmek zorunda mıdır? Ortaklaşa çalışma düzen olmadan, herkes buna uymadan olamaz; fakat ortaklaşa iş işçileri fabrika sahiplerine bağımlı kılmadan yapılabilir. Ortaklaşa çalışma elbette düzenin sürekliliğinin gözetimini gerektirir, fakat hiçbir şekilde gözetim görevinin kendisi çalışmayan, başkalarının emeğinden geçinen kişide toplanmasını gerektirmez. Para cezalarının, insanlar birlikte çalıştığı için değil, içinde yaşadığımız kapitalist sistemde çalışanların mülksüz olmasından dolayı verildiği böylece görülebilir: tüm makineler, araçlar, ham maddeler, toprak ve ekmek zengine aittir. Bu yüzden aç kalmamak için işçiler kendilerini onlara satmalıdır. Bir kere kendilerini sattıklarında da boyun eğmek ve verdikleri cezaya katlanmak zorundadırlar.

Para cezasının ne olduğunu anlamak isteyen her işçi bu konuda net olmalıdır. Onlar olmadan ortaklaşa çalışma imkânsız olduğu için para cezalarının gerekli olduğu yolundaki alışılagelmiş (ve çok yanlış) iddiayı reddedebilmek için bunu böyle bilmelidir. Her işçiye para cezasıyla zararın karşılanması arasındaki farkı ve cezaların neden işçilerin özgür olmaması anlamına geldiğini, kapitalistlere tabi oldukları anlamına geldiğini anlatabilmek için bunu böyle bilmelidir.

II

Para Cezaları Eskiden Nasıl Kesiliyordu ve Yeni Yasa Yapılmasına Yol Açan Neydi?

Para cezaları hakkında yasanın kabulünün üzerinden henüz on yıl geçti. 1886’dan önce böyle bir yasa yoktu. Fabrika sahipleri istedikleri her konuda ve istedikleri miktarda ceza veriyordu. Bunu canavarca yaptılar ve müthiş paralar biriktirdiler. Para cezaları kimi zaman sadece “patronun canı istediği için” hiçbir sebep gösterilmeden verildi. Bazı örneklerde ceza miktarı işçinin ücretinin yarısına ulaştı, öyle ki işçi kazandığı her ruble için patrona ceza adı altında elli kopek veriyordu. Sıradan cezaların yanında olağandışı cezalar da uygulandı; örneğin, fabrikayı terk etme yüzünden 10 kopek. Patronun işleri ne zaman kötü giderse, bir sözleşmenin varlığına rağmen, ücretleri düşürmekte engelle karşılaşmıyordu. Ustabaşını ceza vermede daha sert davranmaya ve üretilen parçaları bozuk saymaya zorluyordu ki bu da işçinin ücretini azaltmak demektir.

İşçiler bütün bu baskıya uzun süre katlandılar, fakat gittikçe daha çok büyük fabrika, özellikle de dokuma fabrikası yapılıp küçük işletmeleri ve el dokumacılarını dışladıkça işçilerin tiranlığa ve baskıya karşı öfkesi kabardı. On yıl kadar önce tüccarların ve fabrika sahiplerinin işlerinde kriz dediğimiz bir kesinti yaşandı: mallar ellerinde kaldı; fabrika sahipleri zarar ettiler ve para cezalarını daha büyük bir hırsla artırdılar. Kazançları zaten yeteri kadar düşük olan işçiler, fazladan baskıyı kaldıramadı, bunun sonucunda Moskova, Vladimir ve Yaroslavl Guberniyalarında ayaklanmalar oldu. Bu 1885-86’da gerçekleşmişti. Sabırları taşan işçiler işi durdurdu ve baskıcılardan korkunç biçimlerde intikam aldılar, fabrika binalarını ve makineleri tahrip ettiler, bazen yaktılar, yöneticilere saldırdılar vb.

Bu grevlerin en dikkat çekicilerinden biri Timofei Savviç Morozov’a ait meşhur Nikolskoye Fabrikasında (Nikolskoye kasabasında, Moskova-Nijni Novogorod demir yolundaki Orekovo istasyonunun yanında) oldu. 1882’den itibaren Morozov ücretleri kesmeye başladı, 1884’ten sonra da beş kesinti yapıldı. Aynı zamanda para cezaları artan sertlikte uygulandı, tüm fabrikada hemen hemen kazançların dörtte birine ulaşıyor (kazanılan ruble başına 24 kopek) ve bazı işçiler için kazancın yarısını alıp götürüyordu. Bu utanç verici cezaları gizlemek için, fabrika yönetimi ayaklanmadan önceki yıl şunu yaptı: para cezası ücretinin yarısına ulaşan işçiler işten atıldı, fakat kimi zaman aynı gün olmak üzere derhal yeni ödeme defterleriyle geri alındılar. Böylelikle insafsız cezaların kayıtlı olduğu defterler yok edildi. İşçiler işe gelmediğinde, bir günlük yokluk için 3 günlük ücret kadar ceza kesildi; sigara içme cezası 3, 4 ya da 5 rubleye ulaştı. Sabırları taşan işçiler, 7 Ocak 1885’te grev yaptılar, bir kaç gün boyunca fabrika ambarını, ustabaşı Shorin’in evini ve fabrikanın çeşitli binalarını tahrip ettiler. On bin kadar işçinin (11000’e ulaşıyordu) bu dehşet verici ayaklanması hükümeti korkuttu, Orekovo-Zuyevo’da askerler, Vali, Vladimir’den ve Moskova’dan birer savcı göründü. Grevcilerle görüşmelerde topluluk, yönetime “işçiler tarafından hazırlanan koşulları” sundu. İşçiler 1884 Paskalyasından sonra kesilen cezaların geri ödenmesini, bundan böyle cezaların kazancın yüzde 5’ini aşmamasını, yani her ruble için 5 kopekten fazla olmamasını ve bir gün izinsiz gelmemenin cezasının bir rubleden fazla olmamasını talep ettiler. Dahası, işçiler 1881-82 ücret düzeylerine geri dönülmesini talep ettiler, patronun kendi hatası nedeniyle boş geçen günler için ödeme yapmasını, işten çıkarmadan 15 gün önce haber verilmesini ve üretilen ürünlerin kabulünde aralarında işçiler de olan şahitlerin hazır bulunmasını vb. istediler.

Bu devasa grev hükümet üzerinde büyük bir etki yaptı, birlikte hareket ettiklerinde, özellikle de eşgüdümlü hareket eden işçi kitlesi taleplerini doğrudan yaptığında işçilerin tehlikeli bir güç olduğunu gördüler. Patronlar da işçilerin gücünü hissetti ve daha dikkatli oldular. Örneğin, Novoye Vremya[2] gazetesi Orekovo-Zuyevo hakkında şu raporu yayınladı: “Geçen yıl gerçekleşen ayaklanmanın önemi” (Ocak 1885’te Morozov ayaklanması) “Orekovo-Zuyevo ve çevresinde, fabrikalardaki eski düzeni derhal değiştirmesindeydi.” Bir başka deyişle, işçilerin toplu talebi üzerine yalnız Morozov fabrikası sahipleri eski iğrenç sistemi değiştirmek zorunda kalmadı, çevredeki fabrika sahipleri de kendi farikalarında ayaklanma olmaması için tavizler verdiler. Aynı gazetenin ifadesine göre “en önemlisi, işçilere karşı daha insani bir tutum oluşmasıydı, bu daha önce istisnai fabrika yöneticilerine özgü olan bir şeydi.”

Moskovskiye Vedomosti[3] bile, (bu gazete her zaman patronları tutar ve her şeyde işçileri suçlu bulur) eski sistemin devamını imkânsız buldu ve keyfi cezalandırmanın “utanç verici kötüye kullanmalara yol açan bir kötülük” olduğunu, “fabrika depolarının hırsızlıkla dolduğunu”, bu durumda para cezaları hakkında kanun ve düzenlemelerin yapılması gerektiğini kabul etmek zorunda kaldı.

Bu grevin büyük etkisi bazı işçilerin yargılanması sonucu mahkemenin kararıyla pekişti. Grev sırasında saldırgan tavırlarından, askeri karakola saldırmaktan (işçilerin bir kısmı grev sırasında tutuklanmış ve bir yere kapatılmış, fakat kapıyı kırıp kaçmışlardı) 33 işçi yargılandı. Bu, Vladimir’de Mayıs 1886’da oluyordu. Jüri tüm sanıkları suçsuz buldu, çünkü şahitlerin ifadeleri, fabrikanın sahibi T. S. Morozov’un, müdür Dianov’un ve dokumacıların birçoğunun ifadeleri de dâhil olmak üzere, işçilerin maruz kaldığı iğrenç baskıyı ortaya çıkardı. Mahkemenin bu kararı yalnız Morozov ve müdürlerinin değil, tüm eski fabrika sisteminin doğrudan mahkûm edilmesiydi.

Fabrika sahiplerinin destekçilerinin panik ve öfkesi hemen kendini gösterdi. Ayaklanmadan sonra eski sistemin adaletsizliğini kabul eden aynı Moskovskiye Vedomosti, oldukça farklı bir şekle büründü. “Nikolskoye Fabrikası”, diyordu, “en iyi fabrikalardan biridir. İşçilerin fabrikayla ilişkisi hiç de feodal ya da zorlayıcı bir ilişki değildir; kendi iradeleriyle gelir ve zorlama olmadan giderler. Para cezaları -fakat para cezaları fabrikalarda temeldir; onlar olmadan işçiler elden kaçar, hatta fabrikayı kapatmak zorunda kalırsınız.” Bütün kabahat, diyordu, işçilerin kendilerindedir, onlar “ahlaksız, sarhoş ve sorumsuzdur.” Mahkeme kararı ancak “halk kitlelerini kötü yola itmeye” yarar[4]. “Halk kitleleriyle oynamak tehlikelidir” diye kustu Moskovskiye Vedomosti. “Vladimir mahkemesinin beraat kararı üzerine işçiler ne düşünecekler? Bu kararın haberi tüm bu imalat bölgesinde şimşek gibi yayılıyor. Kararın açıklanmasından hemen sonra Vladimir’i terk eden muhabirimiz, her istasyonda bunun konuşulduğunu gördü…”

Böylece, patronlar hükümeti, işçilere bir taviz verilirse, ertesi gün yenisini isteyeceklerini söyleyerek korkutmaya çalıştı.

Fakat işçilerin ayaklanmaları daha da korkutucu hale geldi, ve hükümet taviz vermek zorunda kaldı.

Haziran 1886’da yeni bir para cezası kanunu ortaya çıktı, hangi hallerde para cezası uygulanabileceğini belirtiyor, en yüksek cezayı tespit ediyor ve kesilen cezanın patronun cebine gitmeyip işçilerin gereksinimlerinin karşılanması için harcanmasını kabul ediyordu.

Birçok işçi ise bu kanundan habersizdi, haberli olanlar da para cezasında yumuşamanın hükümetin eseri olduğunu sanıyor, bu yumuşama için otoritelere minnet duymak gerektiğini sanıyordu. Bunun yanlış olduğunu gördük. Eski fabrika sisteminin adaletsizliğine rağmen, işçiler ayaklanana kadar, öfke içinde fabrikaları ve makineleri tahrip edene, malları ve gereçleri ateşe verene, yöneticilere ve fabrika sahiplerine saldırana kadar otoriteler onları rahatlatacak hiçbir şey yapmadı. Ancak bundan sonra hükümet korktu ve taviz verdi. Kaderlerinin iyileşmesinden dolayı işçiler otoritelere değil bu utanç verici uygulamanın sona erdirilmesini sağlayan yoldaşlarına teşekkür etmelidir.

1885 ayaklanmalarının gidişatı işçilerin birlikte eyleminin nasıl devasa bir güç olduğunu gösterdi. İhtiyaç duyulan tek şey bu gücün daha bilinçli olarak kullanılması, belirli bir fabrika sahibinden öç almak için, nefret edilen bir fabrikanın tahribi için harcanmaması, bu isyan ve nefretin tüm gücünün bütün fabrika sahiplerine, bütün bir sınıf olarak bunlara yöneltilmesi ve bunlara karşı düzenli ve ısrarlı bir mücadele haline getirilmesiydi.

Para cezası hakkında kanunun detaylı bir incelemesini yapalım. İyi kavramak için, şu sorulara cevap bulmalıyız: 1) Kanun hangi hallerde ve hangi temele dayanarak ceza verilmesine izin veriyor? 2) Kanuna göre, cezanın büyüklüğü ne olmalı? 3) Kanunda ceza verilebilmesi için hangi prosedürler şart koşuluyor? Başka bir ifadeyle, yasaya göre cezayı kim tespit edecek? Buna karşı itiraz edilebilecek mi? İşçiyi ceza listesi hakkında bilgilendirmek için hangi düzenlemeleri yapmak gerek? Cezalar nasıl kaydedilecek? 4) kanuna göre cezalar nerede harcanacak? Toplanan para nerede saklanacak? İşçilerin ihtiyaçları için nasıl harcanacak ve hangi ihtiyaçlar için? 5) Kanun tüm işçileri kapsıyor mu?

Bütün bu konuları inceledikten sonra, yalnız bir para cezasının ne olduğunu bilmekle kalmayacak, para cezası hakkında Rus yasalarının tüm kurallarını ve ayrıntılarla ilgili uygulamalarını öğreneceğiz. Ve haksız cezalandırmaya karşı tepkilerinin bilinçli olması için, yoldaşlarına şu ya da bu tür adaletsizliklerden hangisinin yapıldığını -fabrika yönetiminin yasayı çiğnemesi mi, yoksa yasanın kendisinin haksız düzenlemeler yapması mı- açıklayabilmeleri için ve buna göre baskıya karşı uygun mücadele biçimini seçebilmeleri için işçiler bunu öğrenmelidir.

III

Fabrika Sahibi Hangi Temele Dayanarak Ceza Kesebilir?

Kanuna göre ceza nedenleri, yani fabrika sahibinin işçilere ceza verebilmesini sağlayan kuraldışı hareketler şunlardır: 1) Kusurlu iş yapma; 2) Devamsızlık; 3) Düzene karşı gelme. “Başka temelde ceza verilemez” diyor yasa[5]. Bu üç temeli ayrı ayrı inceleyelim.

Birinci temel, kusurlu iş yapma. Kanun diyor ki “kusurlu iş, işçi tarafından ihmal nedeniyle kusurlu ürün üretilmesi ve malzemelere, makinelere ve diğer üretim araçlarına zarar verilmesidir.” “İhmal nedeniyle” ifadesi unutulmamalı. Bu çok önemli. Buna göre, para cezası ancak ihmal varsa verilebilir. Eğer ürün işçinin ihmali nedeniyle değil de, örneğin patron kötü malzeme sağladığı için kalitesiz olursa patronun ceza kesmeye hakkı yoktur. İşçilerin bunu iyi anlaması gerekli, kusur işçinin hatası ya da ihmaline bağlı değilken kusurlu işten dolayı bir ceza kesilirse protesto etmeliler, çünkü bu durumda ceza kesmek yasanın doğrudan ihlali olur. Bir başka örnek alalım: işçi bir elektrik ampulünün yanındaki torna tezgahında çalışıyor. Bir demir parçası uçup ampule çarpıyor ve onu parçalıyor. Patron “malzeme zarar gördüğü için” ceza kesti. Bunu yapmaya hakkı var mıdır? Hayır, yoktur, çünkü ampul işçinin ihmali nedeniyle kırılmadı: ampulün demir parçalarına karşı korunmamış olmasının suçu işçide değildir, bu demir parçaları iş yapılırken sürekli uçuşurlar[6].

Bu yasa işçiyi yeterince koruyor mu sorusu akla geliyor. Onu patronun keyfi davranışına ve haksız ceza kesmesine karşı koruyor mu? Elbette hayır, çünkü ürünün iyi mi kötü mü olduğuna patron kendisi karar veriyor; hata bulmak her zaman mümkündür, patronun kusurlu iş için cezaları yükseltmesi ve böylece aynı ödemeyle daha fazla iş yaptırması her zaman mümkündür. Yasa işçiyi korumasız bırakıyor, patronun onu baskılaması için bir boşluk bırakıyor. Kanun açıkça taraf tutmakta, patronların lehine ve adaletsizdir.

İşçi nasıl korunabilirdi? İşçiler bunu çok önceden gösterdiler: 1885 grevinde Morozov’un Nikolskoye Fabrikasında dokumacılar diğerlerinin yanında şu talebi öne sürdüler: “ürünlerin kalitesi yetkiliye teslim anında tespit edilmeli, anlaşmazlık halinde aralarında çalışan işçiler yer alan şahitler incelemeli, tüm bunlar mal kayıt defterine işlenmeli.” (Bu talep “işçilerin genel onayıyla” hazırlanan bir uygulama kitapçığına yazılmış ve kitle tarafından savcıya verilmişti. Uygulama kitabının içeriği mahkemede okundu.) Bu talep adil sayılmalıdır, çünkü patronun keyfi tutumunu ortaya koymak için nitelik hakkında bir tartışma çıktığında ürünü şahitlerin önüne getirmekten başka yol yoktur, şahitler işçilerin arasından seçilmelidir: ustabaşı ya da kâtipler patrona karşı çıkmaya cesaret edemez.

Ceza kesilmesi için ikinci temel, devamsızlık. Kanun neyi devamsızlık olarak adlandırıyor? “Devamsızlık”, diyor yasa, “geç kalma ya da işyerinin izinsiz terkinden farklı olarak, iş gününün yarısından az olmamak üzere iş yerinde bulunmamaktır.” Yasa geç kalma ya da izinsiz işyeri terkini, biraz sonra göreceğimiz gibi “düzene karşı gelme” olarak kabul ediyor ve daha az cezaya hükmediyor. İşçi fabrikaya birkaç saat geç gelir, fakat öğleden önce gelirse, bu devamsızlık olmaz, yalnızca düzene karşı gelme olur; tam öğle vakti gelse dahi devamsızlık olur. Benzer şekilde, işçi öğleden sonra işi izinsiz terk ederse, birkaç saat boyunca fabrikada olmasa da, bu düzene karşı gelme olacaktır, ancak tam bir yarım günlüğüne terk ederse devamsızlık olur. Kanuna göre işçi üst üste üç günden fazla devamsız olursa, ya da bir ayda altı günden fazla devamsız olursa patronun işten atma yetkisi bulunur. Tam ya da yarım gün işe gelmemenin her koşulda devamsızlık sayılıp sayılamayacağı sorusu ortaya çıkıyor. Hayır. Ancak işe gelmemenin geçerli bir nedeni yoksa bu mümkündür. İşe gelmemenin geçerli nedenleri de yasada sayılıyor. Şunlar: 1) “İşçinin özgürlüğünü kaybetmesi”. Başka deyişle, örneğin işçi tutuklanırsa (polis emriyle ya da hâkim kararıyla) patron işçiye ceza veremez. 2) “Kaza nedeniyle beklenmedik mülkiyet kaybı”, 3) “Yangın”, 4) “Su baskını”. Örneğin, işçi ilkbahar taşkınları sırasında nehri geçemezse patron ceza kesemez. 5) “İşçinin evden çıkamamasına neden olan hastalık” ve 6) “Aileden bir kişinin, koca, karı ya da çocukların ölümü veya ciddi yaralanması”. Bu altı durumun tümünde işçinin işe gelmemek için geçerli mazereti var sayılır. Fakat devamsızlık nedeniyle ceza almaktan kurtulmak için işçi kanıt göstermelidir: iş yerinde, işe gelmemek için geçerli bir nedeni olduğuna dair onun sözünü dikkate almazlar. Bir doktordan rapor alması (örneğin hastalık durumunda), ya da polisten zabıt kaydı alması (yangın vb. halinde) gerekir. Bir belge önceden elde edilemezse, sonradan sunulmalı ve ceza uygulanmaması talep edilmeli, ceza uygulanmışsa iptal edilmelidir.

İşe gelmemenin geçerli nedenlerine ilişkin bu kurallar incelendiğinde, özgür insanlara değil de kışladaki askerlere uygulanıyormuş gibi katı olmaları dikkati çekiyor. Mahkemeye gelmeme mazeretlerini düzenleyen kuralların aynısı konulmuş: bir kişi suçlanıyorsa sorgu yargıcı tarafından mahkemeye çağırılır, sanık olarak mahkemede bulunmak zorundadır. Mahkemeye gelmeme için geçerli şartlar, işçilerin devamsızlığına izin veren şartların aynısıdır[7]. Demek ki, yasanın işçilere karşı tavrı her türlü dolandırıcıya, hırsıza vs. karşı tavrıyla aynı. Mahkemeye gelme ile ilgili kuralların neden bu kadar katı olduğunu herkes anlar; çünkü suçun soruşturulması bütün toplumu ilgilendirir. Bir işçinin iş yerinde bulunmaması ise tüm toplumu ilgilendirmez, yalnız bir patronu ilgilendirir, dahası, işin kesilmemesi için bir işçi kolayca bir başkasının yerine geçebilir. Bu demektir ki askeri yasa kadar sert yasalara gerek duyulmaz. Kapitalistler ise, fabrikada çalışmasını sağlamak için işçiyi tüm zamanından yoksun bırakmakla yetinmiyorlar; onu iradeden, fabrikayla ilgili olanlar dışında tüm ilgi ve düşüncelerden de yoksun bırakmak istiyorlar. İşçi sanki özgür bir insan değilmiş gibi muamele görüyor. Bu kadar hata aramanın, bürokratik kuralın, kışla hayatının yansımalarının nedeni budur. Örneğin, kanunun “aile üyelerinin, koca, karı ve çocukların ölümü ya da ağır yaralanmasını” devamsızlığın geçerli nedeni saydığını yukarıda gördük. Mahkemeye çıkma yasası bunu söylüyor.  İşçinin işe gelmemesi hakkında kanunda da tam olarak aynısı yazıyor. Öyleyse, örneğin işçinin karısı değil de kız kardeşi ölürse işe gelmemezlik edemeyecek, cenaze işleriyle ilgilenemeyecek: zamanı kendisine değil, patrona aittir. Cenazeyle polis ilgilenir -endişelenmeye gerek yok. Mahkemeye çıkma kanununa göre, ailenin çıkarları toplumun çıkarlarına feda edilmelidir, çünkü suçluların yargılanması zorunludur. İş yerinde devamsızlık hakkında kanuna göre, işçinin ailesinin çıkarları kâr etmek zorunda olan patronun çıkarlarına feda edilmelidir. Ve bundan sonra, bu yasayı hazırlayan, uygulayan ve destekleyen beyefendiler, işçileri aile yaşamına değer vermemekle suçlayabilirler!…

Devamsızlık nedeniyle para cezası verilmesi hakkında kanunu adil olup olmadığını görelim. İşçinin işten bir ya da iki gün uzak kalması devamsızlık kabul edilir, karşılığında ceza alır; üst üste üç günden fazla gelmezse işten atılabilir. Peki, patron işi durdurursa (örneğin, sipariş yokluğu nedeniyle) ya da haftada altı gün yerine yalnız beş günlük iş verirse? İşçiler patronlarla eşit haklara sahiplerse, yasa patronlar için de işçiler için de aynı olmalıdır. İşçi çalışmayı bırakırsa, hem ücretini kaybeder hem de ceza öder. O halde, patron bilerek işi durdurursa, öncelikle fabrika çalışmadığı süre boyunca işçiye ücretini tam olarak ödemeli, ikincisi cezalandırılmalıdır. Fakat yasada ikisi de yer almıyor. Bu örnek para cezaları hakkında daha önce söylediklerimizi, yani işçilerin kapitalist tarafından köleleştirilmesini temsil ettiklerini, işçilerin hakka sahip olmayan, hayatları boyunca kapitalist için çalışmak ve onların zenginliğini yaratmak zorunda olan, karşılığında da hayatı katlanılır hale bile getirmeyen bir parça ücret alan aşağı bir sınıf olmasını temsil ettiklerini açıkça onaylıyor. Patronların bilerek işi durdurmaları halinde ceza ödemeleri söz konusu olamaz. Fakat işlerin durmasında hiç suçu olmayan işçilere ücretlerinin ödenmesi dahi yapılmıyor. Bu son derece rezilce bir haksızlıktır. Yasada sadece işçiyle patron arasında yapılan sözleşmenin “fabrikada yangın, su baskını, kazan patlaması ya da benzeri nedenle 7 günden fazla iş kesintisi olursa” iptal olacağı yer alıyor. İşçiler, iş kesildiği zaman patronları ücret ödemeye zorlayan bir yasanın geçirilmesi için mücadele etmelidir. Bu talep Rus işçileri tarafından 11 Ocak 1885’te T. S. Morozov’un fabrikasındaki ünlü grev sırasında açıkça ilan edildi[8]. İşçilerin taleplerini içeren uygulama kitabı aşağıdaki maddeyi içeriyordu: “devamsızlık nedeniyle kesinti bir rubleyi aşamaz, patron kendi hatası nedeniyle, örneğin makineler durduğu ya da tamir edildiği için boş geçen günlerin ücretini öder, her boş gün ödeme defterine kaydedilir”. İşçilerin ilk talebi (devamsızlık nedeniyle kesintinin bir rubleyi aşamaması) yasalaştı, 1886 para cezaları kanununda yer aldı. İkinci talep (patronun kendi hatası nedeniyle boş geçen günlerin ücretini ödemesi) yasalaşmadı ve bunun kabulü için hala işçilerin savaşması gerekiyor. Bu talep uğruna mücadelenin başarı kazanması için tüm işçiler yasanın adaletsizliğini anlamalı, ne talep edeceklerini iyice anlamalıdırlar. Fabrikanın işlemediği ve işçilerin ücret alamadığı her durumda bunun adaletsizliği sorununu gündeme getirmeliler, patronla sözleşmeleri devam ettiği sürece her gün için ödeme yapmak zorunda olduğu konusunda ısrar etmeliler, konuyu müfettişe bildirmeliler, onun açıklaması yasanın bu konuyla ilgilenmediğini gösterecek ve işçiler arasında yasanın tartışılmasını sağlayacaktır. Mümkünse mahkemeye başvurmalı, patronun ücretleri ödemesini istemeliler, ve son olarak boş günlerin ücretinin ödenmesi için genel taleplerde bulunmalılar.

Para cezası uygulanması için üçüncü neden “düzene karşı gelme”. Yasaya göre, karşı çıkış aşağıdaki 8 durumda gerçekleşiyor: 1) “Geç kalma ya da iş yerini iş yerini terk” (bununla devamsızlık arasındaki farkı belirtmiştik); 2) “Fabrika bina ve eklentilerinde yangına karşı önlemlere uymama; bu durumda ceza, fabrika yönetiminin, 105. maddenin 1. notuna dayanarak işçilerle yapılan kiralama sözleşmesini feshetmemesi halinde verilebilir.” Bu demektir ki işçi yangın önlemlerini ihlal ettiği zaman yasa patrona işçiye ceza verme ya da işten atma (yasanın ifadesiyle “kiralama sözleşmesinin feshi”) arasında seçim yapma şansı veriyor. 3) “Fabrika bina ve eklentilerinin temizlik ve düzenliliğini gözetmemek”; 4) “iş sırasında gürültü yaparak, bağırarak, haykırarak, tartışarak ya da kavga ederek sessizliği bozmak”; 5) “İtaatsizlik”. Bu noktada patronun işçiyi “itaatsizlik” nedeniyle cezalandırabilmesi için işçinin yasal yani sözleşmeye dayalı bir talebi yerine getirmemesi gerektiğinin altı çizilmeli. İşçiyle patron arasındaki sözleşmeye dayanan keyfi bir talep olursa “itaatsizlik” nedeniyle ceza verilemez. İşçinin parça başına ücretle bir iş yaptığı düşünülsün. Ustabaşı işi bırakmasını ve başka bir iş yapmasını söylüyor. İşçi reddediyor. Bu durumda, işçiyi itaatsizlik nedeniyle cezalandırmak yanlış olacaktır çünkü belirli bir iş yapmak üzere sözleşme imzalamış ve parça başına ücret aldığından başka bir iş yapması ücretsiz çalışma anlamına gelecektir; 6) “İşe sarhoş gelme”; 7) “İzin verilmeyen paralı oyunlar düzenleme (iskambil, yazı tura vs.)” ve 8) “Fabrika kurallarını gözetmeme”. Bu kurallar her fabrikanın sahibi tarafından hazırlanır ve fabrika müfettişi tarafından onaylanır. Bunlardan parçalar ödeme defterlerinde yer alır. İşçiler bu kuralları okumalı ve öğrenmeli, böylece fabrika kurallarını ihlal nedeniyle kesilen cezaların yasal olup olmadığını kontrol etmelidir. Bu kurallar yasadan ayrılmalıdır, yasa her fabrika için aynı olur, iç kurallar ise fabrikadan fabrikaya değişir. Yasa çar tarafından onaylanır ya da feshedilir; fabrika kuralları fabrika müfettişi tarafından. Bu kuralların işçilere baskı yaptığı kanıtlanırsa müfettişe başvurularak kaldırılmaları sağlanır (eğer o bir şey yapmayı reddederse Fabrikalar Kuruluna başvurulur). Yasa ile fabrika kuralları arasında neden ayrım yapmak gerektiğini göstermek için bir örnek düşünelim. Bir işçinin ustabaşı tarafından tatil günü işe çağırıldığı ya da fazla mesai yapması istendiği halde çalışmadığı için para cezasına çarptırıldığı varsayılsın. Bu doğru bir ceza mıdır? Bu soruya cevap vermek için fabrika kurallarını bilmemiz gerekiyor. Eğer işçinin istendiği zaman fazladan çalışmak zorunda olmasıyla ilgili bir madde yoksa ceza yasadışı olur. Tersine, kurallar işçi yönetim istediği zaman tatil günü işe gelmek ya da fazla mesai yapmak zorundadır diyorsa, ceza yasal olur. Bu zorunluluğun ortadan kalkması için, işçiler cezalardan şikâyet etmemeli, fabrika kurallarının düzeltilmesini talep etmelidir. Tüm işçiler bu konuda hemfikir olmalıdır, eğer birlikte hareket ederlerse söz konusu kuralların kalkmasını sağlayacaklardır.

IV

Ceza Ne kadar Büyük Olabilir?

Şimdi yasanın işçilerin cezalandırılmasına izin verdiği tüm durumları biliyoruz. Cezaların miktarı hakkında ne dediğine bakalım. Yasa tüm fabrikalar için ortak bir düzey belirlemiyor. Yalnızca azami bir miktar belirliyor. Bu azami miktar cezaya temel oluşturan her durum için ayrı ayrı belirlenmiş (kusurlu iş, devamsızlık ve düzene karşı gelme). Devamsızlık için en yüksek cezalar şöyle: çalışma süresine göre ücretlendirmede, altı günlük ücretten fazla olamaz (bir ayı kapsar), öyle ki bir ay boyunca devamsızlık nedeniyle kesilen cezaların toplamı altı günlük kazançtan fazla olamaz[9]. Parça başına ödeme yapılıyorsa, devamsızlık cezası günde en fazla 1 rubledir ve ayda 3 rubleden fazla olamaz. Dahası, işçi yoklamada bulunmazsa, gelmediği zaman için ücretini kaybeder. İkinci olarak, düzene karşı gelme halinde en yüksek ceza her ihlal için 1 rubledir. Son olarak, kusurlu iş için yasada hiçbir azami değer belirtilmiyor. Tüm cezaları kapsayan son bir azami değer daha var: devamsızlık, düzene karşı gelme ve kusurlu işlerin toplamı için. Bütün cezaların toplamı “işçinin almayı hak ettiği ücretin üçte-birini geçemez”. Başka bir ifadeyle, işçi 15 ruble ücret alacaksa cezaların toplamı 5 rubleden fazla olamaz -devamsızlık ve kusurlu iş de dâhil tüm ihlaller birlikte. Bu miktardan fazla ceza birikmişse, patron gerektiği kadar indirir. Fakat bu durumda da yasa patrona bir başka hak, cezaların toplamı işçinin kazancının üçte birini aşıyorsa sözleşmeyi feshetme hakkı veriyor[10].

Şu belirtilmeli ki, maksimum cezalar hakkında bu yasalar işçiye karşı çok katıdır ve onun zararına patronu korur. Birincisi, kanun kazançların üçte birine varan çok yüksek bir ceza düzeyi belirliyor. Bu utanılacak kadar yüksek bir düzey. Bu maksimumu özellikle büyük oldukları bilinen ceza örnekleriyle karşılaştıralım. Vladimir Guberniyası’nın fabrika müfettişi Bay Mikulin (1886 yasası üzerine bir kitap yazmıştır), yasa kabul edilmeden önce fabrikalarda cezaların yüksekliğinden bahsediyor. En ağır cezalar dokuma endüstrisindeydi, bir dokuma atölyesindeki en ağır ceza ise %10’du, yani işçilerin ücretlerinin onda birine ulaşıyordu. Vladimir Guberniyası fabrika müfettişi Bay Peskov, raporunda[11] aşağıdaki özellikle ağır ceza örneklerini veriyor. 5 ruble 31 kopek tutan en ağırı, 32 ruble 31 kopeklik kazanca uygulanmış. Bu % 16,4 (ruble başına 16 kopek) ediyor, yani, kazancın altıda birinden az. Bu cezaya ağır bir ceza deniyor, üstelik işçi değil müfettiş tarafından. Fakat bizim kanunumuz cezaların iki katı kadar daha ağır olmasına izin veriyor, kazancın üçte biri kadar, ya da ruble başına 33 1/3 kopek! Doğal olarak, az çok ahlaklı hiçbir fabrika yasaların izin verdiği kadar ceza vermemiş. T. S. Morozov’un Nikolskoye Fabrikasının 7 Ocak 1885 öncesi ceza verilerine bakalım. Şahitlere göre bu fabrikadaki cezalar çevredeki atölyelerden daha ağırdı. 11000 işçinin sabrını tüketecek kadar ağırdılar. Cezaların isyan ettirici düzeyde olduğu fabrikalara bir örnek olarak bunu alırsak hata yapmış olmayız. Fakat cezalar ne kadar ağırdı? Ustabaşı dokumacı Shorin, daha önce bahsettiğimiz mahkemede cezaların ücretlerin yarısına ulaştığına, genel olarak da % 30 ile % 50 arasında olduğuna, ruble başına 30 ila 50 kopek kadar olduğuna tanıklık etti. Fakat, birincisi, bu tanıklık kesin verilerle desteklenmedi; ikincisi, ya istisnai durumlara ilişkin ya da bir atölye hakkındaydı. İşçiler yargılanırken, cezalara dair bazı veriler okundu. 17 işçinin kazançları (aylık) ve cezaları belirtildi: kazançlar 179 ruble 6 kopek, cezalar 29 ruble 65 kopek tutuyordu. Bu kazanılan ruble başına 16 kopek ceza anlamına gelir. 17 vakadan en ağırı 12 ruble 40 kopeklik kazanca uygulanan 3 ruble 85 kopeklik cezaydı. Ruble başına 31 ½ kopek eder ki, bu bile yasa tarafından izin verilenin altındadır. Bununla birlikte, tüm fabrika için verileri ele almak daha iyi. 1884 yılında kesilen cezalar daha önceki yıllardan ağırdı ve ruble başına 23 ¼ kopeke ulaşıyordu (bu en yüksek değerdi: cezalar kazancın yüzde 20 ¾’ü ile 23 ¼’ü arasındaydı). Şu halde, nefret uyandıracak kadar yüksek cezalarıyla ünlü bir fabrikada bile Rus kanununun izin verdiğinden daha azdı!… İşçilerin böyle bir yasayla çok iyi korunduğu inkâr edilemez! Morozov’un işyerinde grev yapanlar “cezalar kazancın % 5’ini aşmamalı; dahası, işçiler işlerin kötü gidişi hakkında uyarılmalı ve ayda ikiden fazla para toplanmamalı” diyorlardı. Bizim yasamızın izin verdiği cezalar tefecilerin aldığı faizle karşılaştırılabilir. Bir patronun bu ölçüde ceza toplaması ihtimali çok az; kanun buna müsaade ediyor, fakat işçiler müsaade etmeyecektir[12].

Ceza miktarları hakkında yasalarımızı ayırt eden yalnız iğrenç baskıcılığı değil aynı zamanda büyük adaletsizliği. Ceza çok büyükse (üçte birden fazla) patron sözleşmeyi iptal edebilir; işçi ise böyle bir hakka sahip değil, yani maruz kaldığı ceza kazancının üçte birini geçerse fabrikayı terk etme hakkı yok. Açık ki kanun yalnız fabrika sahibiyle ilgileniyor, sanki verilen her ceza işçinin hatası üzerine veriliyormuş gibi. Gerçekte ise, herkes bilir ki fabrika sahipleri işçileri hiç suçlamadan da, örneğin işçileri hızlı çalıştırmak için de ceza verirler. Kanun yalnız fabrika sahibini kötü işçiye karşı koruyor, işçiyi aşırı baskıcı patrona karşı korumuyor. Son durumda, işçileri koruyacak kimse yok. Kendilerini ve patronlara karşı savaşlarını kendileri düşünmek zorundalar.

V

Ceza Vermenin Prosedürü Nedir?

Yasaya göre para cezalarının fabrika yönetiminin “kendisinin otoritesiyle” kesildiğini daha önce belirtmiştik. Uygulamalara karşı itiraz konusunda yasa diyor ki “fabrika yöneticileri tarafından verilen cezalara işçilerin itiraz hakkı yoktur. Fakat Fabrika Müfettişliği memurları bir fabrikayı gezerken işçilerin beyanlarıyla yasaya aykırı ceza kesildiğini keşfederse yönetici hakkında soruşturma açılır”. Bu koşul, gördüğünüz gibi, çok kapalı ve çelişkilidir. Bir yandan işçiye cezaya itiraz edilemeyeceği söyleniyor. Diğer yandan, işçilerin müfettişe “yasaya aykırı olarak” kesilen cezalar hakkında “beyanda bulunacakları” söyleniyor. Rus yasalarıyla tanışma fırsatı bulamamış herkes “yasadışı eylem hakkında beyanda bulunmak” ile “yasadışı eyleme itiraz etmek” arasındaki ne fark olduğunu sorabilir. Aslında bir fark yoktur, fakat yasanın bu puslu ifadesinin amacı bellidir: yasa işçinin, fabrika sahibi tarafından haksız ve yasadışı cezalandırılmaya karşı itiraz etme hakkını kısıtlıyor. Şimdi eğer bir işçi müfettişe yasadışı bir cezadan yakınacak olursa, müfettiş “yasa cezalandırmaya karşı itiraz hakkı tanımıyor” diyebilir. Bu hileli yasayı iyi bilen ve “itiraz etmiyorum, yalnızca beyanda bulunuyorum” diye cevap verecek olan kaç işçi var? Müfettişler işçilerle patronların ilişkisini düzenleyen yasaların denetlenmesiyle görevlendirilmiştir. Yasanın uygulanmaması hakkında tüm beyanatları kabul etmek müfettişin görevidir. Düzenlemelere göre (Finans Bakanlığı tarafından yayınlanan Fabrika Müfettişliği Memurlarına Emirler’e[13] bakınız) müfettişin haftada birden az olmamak kaydıyla denetleme günü olmalı, ihtiyacı olanlara sözlü açıklama yapmalı; dahası, bu günler her fabrikaya ilan edilmelidir. Şu halde, işçiler yasayı bilir ve ondan sapılmasına izin vermemekte kararlı olursa, yasanın bahsettiğimiz hilesi boşa gider, işçiler yasaya uyulmasını sağlarlar. Cezalar yanlış olarak kesilmişse, ödediklerini geri alabilirler mi? Ortak-duyunun cevabı elbette “evet” olacaktır. Patronun işçiyi hatalı olarak cezalandırmasına ve böyle kestiği cezayı geri ödemeyi kabul etmemesine izin verilmemelidir. Bununla birlikte, anlaşılıyor ki yasa Devlet Konseyinde[14] tartışılırken, bu konuda sessiz kalmak tercih edilmiş. Devlet Konseyinin üyeleri işçilere haksız olarak kesilen cezayı geri isteme hakkı vermenin “işçiler arasında düzeni sağlamak amacıyla fabrika yöneticisine verilmek istenen önemi işçilerin gözünde düşüreceği” kanaatine varmış. İşte devlet adamları işçileri böyle yargılıyorlar! Bir fabrika sahibi bir işçiyi hatalı olarak cezalandırırsa, işçiye parasını geri alma hakkı verilemez. Fakat işçiye parasını neden vermemeli? Çünkü şikâyetler “yöneticilerin önemini azaltır”! Demek ki, “yöneticilerin önemi” ve “fabrikalarda düzenin sağlaması” işçilerin haklarını bilmemelerine ve uygulanan cezalardan, yasaları çiğneseler bile şikâyetçi olmaya “cesaret etmemelerine” bağlı! Bu yüzden devlet adamı, işçilerin cezaların doğru uygulanmasını kafalarına koymasından korkuyor! İşçilerin Devlet konseyine, kendilerine içtenlikle işçilerin hükümetten ne beklemesi gerektiğini gösterdikleri için teşekkür etmesi gerekiyor. İşçiler kendilerini fabrika yöneticileri kendilerini ne kadar insan görüyorsa o kadar insan olarak kabul ettiklerini ve aptal büyükbaş hayvanlar gibi muamele edilmek istemediklerini göstermek zorundalar. Bu nedenle bir tek hatalı cezanın bile itirazsız kalmasına izin vermemeyi kendilerine görev edinmeliler ve her seferinde paralarının geri ödenmesi için başvurmalılar -müfettişe, ya da o reddederse mahkemeye. Ne müfettişten ne de mahkemeden bir şey elde edemeseler bile çabaları boşa gitmeyecektir, işçilerin gözünü açacak, yasalarımızın işçi haklarını nasıl ele aldığını görmelerini sağlayacaktır.

Şu halde, artık biliyoruz ki cezalar yöneticilerin “kendi otoritelerine” dayanarak verilir. Fakat her fabrikada ceza miktarları farklı olabilir (kanun yalnızca azami ceza miktarını belirliyor) ve farklı fabrika düzenlemeleri olabilir. Bu nedenle yasa cezalandırılacak tüm ihlallerin ve her ihlalin cezasının önceden disiplin cezaları tablosunda belirtilmesini şart koşuyor. Bu tablo her fabrika sahibi tarafından ayrı ayrı hazırlanır ve fabrika müfettişi tarafından onaylanır. Yasaya göre, her atölyede görünecek bir yere asılmalıdır.

Cezaların doğru olarak uygulandığının ve sayılarının kontrol edilebilmesi için, istisnasız bütün cezaların düzgünce kaydedilmesi gerekir. Kanun cezaların, “uygulanmasından itibaren üç gün içinde” işçinin ödeme defterine kaydedilmesini gerektiriyor. Bu kayıt öncelikle cezanın temelini (yani cezanın neden verildiğini -kusurlu işten dolayıysa hangi ürün nedeniyle, devamsızlıktan mı yoksa kuralları bozmaktan mı, eğer öyleyse hangi kuralı), ikinci olarak ceza miktarını belirtmeli. Cezaların ödeme defterine kaydı işçilerin cezaların doğru uygulanmasını kontrol etmeleri ve yasadışı hareketlere itiraz etmeleri için gereklidir. Ayrıca, Müfettişlik tarafından kontrol edilebilmeleri için cezalar sayfaları numaralandırılmış özel bir deftere kaydedilmelidir.

Fabrika sahipleri ve müfettişlere karşı başvurular üzerine birkaç şey söylemek gereksiz olmayacaktır, çünkü işçilerin çoğunluğu nasıl ve kime başvurulacağını bilmiyorlar. Yasaya göre, bir fabrikada yasa ihlaline karşı başvuru fabrika müfettişine yapılmalıdır. O, sözlü ya da yazılı şikâyetleri kabul etmek zorundadır. Fabrika müfettişi talebi yerine getirmezse, beyanları dinlemek için kabul günleri düzenlemek zorunda olan başmüfettişe beyanat verirler. Ayrıca, başmüfettişin bürosu her gün araştırma yapmak, açıklama istemek ve beyanat vermek isteyen (bkz. Fabrika Müfettişliği Memurlarına Emirler, sf. 18) kişilere açık olmalıdır. Müfettişin kararına karşı başvurular Guberniya Fabrika İşleri Kurulu’na yapılabilir[15]. Yasaya göre, itiraz süresi müfettişin kararını açıklamasından itibaren bir aydır. Son olarak, Fabrika Kurulunun kararlarına karşı başvurular Finans Bakanlığına yapılabilir, itiraz süresi değişmiyor.

Gördüğünüz gibi, kanun itiraz başvurusu yapılabilecek birçok kişi sayıyor. Ve itiraz hakkını hem fabrika sahibine hem de işçiye veriyor. Tek sorun bu korumanın ancak kâğıt üzerinde kalması. Fabrika sahibi başvuru yapmaya tamamen muktedir -harcayacak vakti, bir avukatın hizmetini almak için kaynağı vb. var, işte bu nedenle fabrika sahipleri gerçekten müfettişlere karşı başvuruda bulunuyorlar, bakanla görüşüyor ve çeşitli ayrıcalıklı uygulamalarla karşılanıyorlar. İşçi söz konusu olduğunda ise, itiraz etme hakkı kâğıt üzerinde kalıyor. Birincisi, müfettişleri ve büroları gezmeye vakti yok. Çalışıyor ve “devamsızlık” nedeniyle cezalandırılıyor. Bir avukatın hizmetini sağlamak için kaynağı yok. Yasaları bilmiyor, bu yüzden hakları için ayağa kalkamıyor. Diğer yandan, otoriteler işçilere yasaları öğretmek için hiçbir şey yapmamakla kalmıyor, aksine onları işçilerden gizlemeye çalışıyor. Buna inanmayı reddeden herkese Fabrika Müfettişliği Memurlarına Emirler’den aşağıdaki düzenlemeyi gösterebiliriz (bu emirler bakan tarafından onaylanmış ve fabrika müfettişlerinin hak ve görevlerini açıklamaktadır): “bir sanayi kurumunun sahibine, ya da yöneticisine yasaların ihlali olacak durumların ve bunların takibi için zorunlu düzenlemelerin açıklaması fabrika müfettişi tarafından yapılır, fakat mutlaka işçiler yokken.”[16] İşte kanıt. Fabrika sahibi yasayı çiğnerse, müfettiş bunu işçilerin yanında anlatamayacak -bakan yasaklıyor! Aksi halde işçiler yasayı gerçekten öğrenebilir ve uygulanmasını istemeye başlayabilir! Moskovskiye Vedomosti bunun “kötü yola itmekten” başka bir şey olmadığını yazarsa pek şaşırmayacağız!

Her işçi bilir ki itirazlar, özellikle de müfettişe karşı olanlar hemen tamamen kendi erişiminin dışındadır. Elbette, işçiler itiraz etmemeli demiyoruz: tersine, ne zaman imkân varsa itiraz etmeliler, çünkü ancak bu şekilde işçiler haklarını öğrenir ve fabrika yasalarının kimin çıkarına hazırlandığını anlarlar. Tek söylemek istediğimiz itirazların işçilerin durumlarında ciddi ve genel bir iyileşme yapamayacağıdır. Bunu sağlamak için tek bir yol var, o da işçilerin, haklarını almak, patronların baskısıyla savaşmak ve daha insanca ücretler ve daha kısa çalışma saatleri elde etmek için birleşmesi.

VI

Yasaya Göre Toplanan Cezalar Nereye Harcanır?

Cezalarla ilgili son soruya bakalım. Cezalar nasıl harcanır? 1886’dan önce paranın fabrika sahiplerinin cebine gittiğini söyledik. Fakat bu sistem öyle büyük bir istismara yol açtı ve işçileri öylesine bıktırdı ki bizzat patronlar kaldırılması gerektiğine kanaat getirdiler. Bazı fabrikalarda cezaları işçilere ikramiye olarak dağıtma uygulaması kendiliğinden ortaya çıktı. Örneğin, aynı Morozov fabrikasında daha 1885 grevinden önce yerleşmiş uygulama bina ve eklentilerinde sigara içme ve votka taşıma cezalarının sakatlara dağıtılması, kusurlu iş cezalarının patrona gitmesi şeklindeydi.

1886’da yürürlüğe giren yeni yasa cezaların patronun cebine gitmemesi genel kuralını benimsedi. “İşçilere verilen disiplin cezaları her fabrikada fabrika yönetiminin sorumluluğunda özel bir fona aktarılır. Bu fon müfettişin izniyle, yalnızca işçilerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Finans Bakanlığının İç işleri Bakanlığı ile anlaşarak ilan ettiği düzenlemelere göre kullanılır.” O halde, yasaya göre cezalar, ancak işçilerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılabilir. Cezalar işçilerin kendi paralarıdır, kazançlarından yapılan kesintidir.

Ceza fonunun kullanılmasıyla ilgili düzenlemeler ancak 1890’da (4 Aralık), yani yasanın çıkmasından tam 3 ½ yıl sonra yapıldı. Düzenlemeler, cezaların temel olarak işçilerin şu ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılacağını belirtiyordu: “a) hastalık nedeniyle tamamen çalışamaz hale gelmiş ya da geçici olarak çalışma yeteneğini yitirmiş işçilere yardımlar.” Şu anda sakatlanan işçiler genellikle geçim araçlarından yoksun durumda. Fabrika sahibini mahkemeye verdiklerinde davalarına bakan avukata bağımlı hale geliyorlar ve bunlar da karşılığında işçilere bir miktar sus payı verip tazminatın büyük kısmını alıyorlar. Eğer işçi küçük bir tazminat alacak gibiyse hiç avukat bulamıyor. Bu gibi durumlarda ceza paralarının kullanılması gerek; işçi buradan yardım alırsa patrona karşı davasına bakacak bir avukat temin edebilir, hem de yoksulluğu onu patronun kucağından avukatınkine atmamış olur. Hastalık nedeniyle işlerini kaybeden işçilerin de yardım alması gerekir.[17]

Düzenlemelerin bu ilk maddesini yorumlayan St. Petersburg Fabrika Kurulu bağışların bir doktor raporu karşılığında verilmesi gerektiği ve daha önceki kazancın yarısından fazla olamayacağı kararına vardı. Parantez içinde belirtelim, St. Petersburg Fabrika Kurulu bu kararı 26 Nisan 1895 tarihli toplantısında aldı. Dolayısıyla yorum düzenlemelerden 4 ½ yıl sonra yapıldı, düzenlemelerse yasanın çıkmasından 3 ½ yıl sonra yapılmıştı. Sonuçta, yasanın yorumlanması için tam sekiz yıl gerekti!! Yasanın genel olarak bilinmesi ve gerçekten uygulanması için daha kaç yıl gerekecek?

İkincisi, fonlardan harcama “b) hamilelik döneminin sonunda olan ve doğumdan önceki 2 hafta çalışmayı kesen kadın işçilere yardım olarak” yapılır. St. Petersburg Fabrika Kurulunun yorumuna göre, yardımlar ancak 4 haftalık bir dönem için (doğumdan önce ve sonra iki hafta) yapılır ve önceki kazancın yarısı kadar olabilir.

Üçüncüsü, “c) yangın ya da başka bir felaket nedeniyle mülkiyet kaybı nedeniyle” yardım yapılır. St. Petersburg Fabrika Kurulunun yorumuna göre, bu gibi durumlarda kanıt olarak bir polis tutanağı sunulur ve yardımın miktarı yarım yıllık kazancın üçte ikisini (yani dört aylık kazancı) geçemez.

Dördüncüsü ve sonuncusu, “d) cenaze işleri için” yardım yapılır. St. Petersburg Kurulunun yorumuna göre, bu yardımlar ancak söz konusu fabrikada çalışan ve ölen işçiler ya da aileleri ve çocukları için geçerlidir. Yardımın miktarı 10 ila 20 ruble arasındadır.

Düzenlemelerde yardım yapılacağı belirtilen dört hal bunlar. Fakat işçilerin başka hallerde de yardım almaya hakları var: düzenlemeler “temel olarak” bu 4 durumda yardım yapılacağını belirtmiş. İşçiler yalnız bu sayılanlar için değil, her türlü gereksinimleri için yardım alabilirler. St. Petersburg Kurulu ceza düzenlemeleri üzerine yorumunda (bu yorum fabrikalara asılmıştır) “başka durumlarda yardımlar Müfettişliğin izniyle yapılır” diyor ve Kurul buna yardımların hiçbir şekilde fabrikanın çeşitli kurumlar için (örneğin okul, hastane vb.) yaptığı ödemeleri ya da zorunlu harcamaları (örneğin, işçilerin çalışma alanlarının temizliği, tıbbi yardım vb.) azaltmaya neden olamayacağını ekledi. Bu, patronun ceza fonunda biriken parayla yapılan yardımları kendi harcaması gibi göremeyeceği anlamına gelir; bunlar kendisinin değil işçilerin harcamalarıdır. Fabrika sahibinin harcamaları değişmez.

St. Petersburg Kurulu bir düzenleme daha yaptı – “toplam düzenli yardımlar yıllık ceza gelirinin yarısını aşamaz”. Burada düzenli yardımlarla (belirli bir dönem boyunca yapılan yardımlar, örneğin hasta ya da sakat birisine yapılan yardım) bir seferlik yardımlar (örneğin cenaze ya da yangın nedeniyle) arasında ayrım yapılıyor. Bir seferlik yardımlara kaynak ayırabilmek için, düzenli yardımlar toplam biriken cezaların yarısını aşamaz.

Ceza fonundan nasıl yardım alınır? Düzenlemelere göre işçiler yardım için patrona başvurmak zorundadır, patron da yardımı müfettişin izniyle yapar. Patron reddederse, müfettişe itiraz edilebilir, o da kendi otoritesiyle yardıma karar verebilir.

Fabrika Kurulu güvenilir patronlara müfettişten izin istemeden küçük yardımlar (15 rubleye kadar) yapabilme yetkisi veriyor.

Toplam 100 rubleye kadar cezalar patron tarafından saklanır, daha yüksek meblağlar bir bankaya yatırılır.

Bir fabrika kapanırsa, ceza fonu guberniya genel işçi fonuna aktarılır. Düzenlemelerde bu “işçi fonunun” (hakkında işçiler hiçbir şey bilmez ve bilemez) nasıl kullanılacağı belirtilmemiş. “Gelecek düzenlemelere kadar” Devlet Bankasında saklanır deniyor. Başkentte bile fabrikalarda ceza fonunun kullanılmasına ilişkin düzenlemelerin yapılması için 8 yıl gerekiyorsa, “guberniya genel işçi fonunun” kullanımına ilişkin düzenlemeler için büyük ihtimalle bir düzine yıldan fazla beklememiz gerekecektir.

Para cezalarının dağıtılmasıyla ilgili düzenlemeler bunlar. Gördüğünüz gibi, son derece karmaşık ve dolambaçlı oluşlarıyla ayırt ediliyorlar; bugüne kadar işçilerin, varlıklarından bile hemen hemen habersiz olmalarına şaşırmamak gerek. Bu sene (1895) St. Petersburg fabrikalarına düzenlemelerle ilgili yazılar asılıyor.[18] İşçiler kendileri bu düzenlemeleri öğrenmek için çalışmak, ceza fonundan yapılan yardımların ne anlama geldiğini işçilerin iyi kavramasını sağlamak zorundalar – patronun verdiği sus payı ya da sadaka değil, kendi kazançlarından kesintilerden oluşan ve sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamaya harcanan kendi paraları. İşçilerin bu paranın kendilerine dağıtılmasını istemek için her türlü hakkı vardır.

Bu düzenlemeler hakkında öncelikle nasıl uygulandıklarından ve hangi olumsuzluklar ve istismarların ortaya çıktığından bahsetmemiz gerekir. İkinci olarak, adilce düzenlenip düzenlenmediklerini ve işçilerin çıkarlarına uygun olup olmadıklarına bakmalıyız.

Düzenlemelerin uygulanması konusunda her şeyden önce St. Petersburg Fabrika Kurulu tarafından yapılan aşağıdaki yorumu sergilemeliyiz: “Herhangi bir anda birikmiş ceza parası mevcut değilse… işçiler fabrika yönetiminden hiçbir talepte bulunamazlar.” Şu soru akla geliyor: işçiler elde hazır ceza parasının olup olmadığını, varsa ne kadar olduğunu nereden bilecekler? Fabrika Kurulu sanki işçiler bunu biliyormuş gibi konuşuyor -işçilere ceza fonu hakkında bilgi vermek için bir şey yapmamasına, ne de fabrika sahiplerini ceza paraları hakkında bilgi veren yazılar asmaya zorlamasına rağmen. Fabrika Kurulu, ceza paraları hakkında bilgiyi, para bulunmadığında başvuranları kovacak olan patrondan edinmelerinin işçileri için yeterli olacağına gerçekten inanıyor mu? Bu onur kırıcı olacaktır çünkü patronlar işçilere sanki yardım almak hırsıyla tutuşan dilenciler gibi davranacaktır. İşçiler için her fabrikada aylık olarak ceza paralarının durumu hakkında bir bildiri yayınlanması sağlanmalı, elde ne kadar nakit olduğu, önceki ay ne kadar elde edildiği, ne kadar ve “hangi durumlara” harcandığı yazılmalıdır. Yoksa işçiler ne kadar alabileceklerini bilemez; ceza fonunun ihtiyaçlarının tümünü mü yoksa bir kısmını mı karşılamasına yeteceğini bilemez, bu ikinci durumda en acil olanları karşılamak uygun olacaktır. En iyi örgütlenmiş fabrikalardan bazıları böyle bildiriler hazırlamıştır: St. Petersburg’da, sanıyorum Siemens ve Halske işyerlerinde ve devlet kartuş fabrikasında bu yapıldı. İşçi müfettişle her tartıştığında buna ısrarla dikkat çeker ve bir bilgi yayınlanması ihtiyacını hatırlatırsa, işçiler kesinlikle her yerde bunun benimsenmesini sağlayacaktır. Dahası, ceza fonundan yardım almak için başvurularda kullanılacak hazır basılı formların[19] fabrikalarda bulunması işçileri için çok yararlı olacaktır. Bu formlar, örneğin Vladimir Guberniyası’nda kullanılmaya başlamıştır. İşçi için başvurusunu yazılı hale getirmek kolay olmadığı gibi, yazması gerekenlerin tümünü de bilemez, oysa form tüm yazılacakları kapsar, tek yapması gereken boş yerleri doldurmak olur. Formlar hazırlanmamışsa çoğu işçinin kâtip tutması gerekir, bu da harcama gerektirecektir. Elbette, düzenlemelere göre başvurular sözlü olabilir; fakat öncelikle işçi her durumda polis tutanağı ya da doktor raporu almak zorundadır (başvuru formunda ise onaylama ifadesi formda yer alır); ikinci olarak, başvuru sözlü olursa herhangi bir patron yanıt vermeyebilir fakat yazılı başvuruya yanıt vermek zorundadır. Fabrika bürosuna basılı formlarla yapılan başvurular, patronların vermek istediği dilenci karakterini silecektir. Birçok fabrika sahibi ceza paralarının -kanunen – kendi ceplerine gitmeyip işçilerin ihtiyaçlarını karşılamasından özellikle rahatsız oluyor. İşçilerle müfettişleri aldatmak ve yasadan kurtulmak için çok sayıda hile ve oyunun nedeni budur. İşçileri uyarmak için bunlardan birkaçını saymak istiyoruz.

Bazı fabrika sahipleri cezaları işçiye verilen avans olarak kaydediyorlardı. İşçi bir ruble ceza alıyor, fakat defterdeki kayıtta bir ruble avans aldığı yazıyor. Ücretten kesildiğinde bu bir ruble patronun cebinde kalır. Bu yalnız yasadan kaçma değil, düpedüz aldatma, dolandırıcılıktır.

Başka fabrika sahipleri devamsızlık cezalarını kaydetmiyor; işçinin gelmediği gün için ücretlendirme yapmıyorlar, işçinin haftada bir gün gelmediğini düşünelim, beş gün için değil, dört gün için ücretlendiriliyor, bir günlük maaş (devamsızlık cezası olması ve ceza fonuna gitmesi gerekirken) patrona gidiyor. Bu da tam bir dolandırıcılıktır. Sırası gelmişken belirtelim ki işçiler böyle dolandırıcılıklara karşı hemen hemen savunmasızdır[20], çünkü ceza fonunun durumu hakkında bilgi sahibi değildirler. Ancak (her hafta her ayrı atölyede kesilen ceza miktarını belirten) detaylı aylık bilgiler kendilerine gönderilirse işçiler cezaların gerçekten ceza fonuna gittiğini görebilirler. Doğal olarak, bu kayıtların doğru olup olmadığına işçi değilse kim bakacak? Fabrika müfettişleri mi? Fakat müfettiş şu veya bu sayının deftere sahtekârca işlendiğini nereden bilsin? Bay Mikulin, bir fabrika müfettişi, bu dolandırıcılıklardan bahsederken, dikkat çekiyor:

“İşçilerin şikâyetleri olmasa tüm bu durumlarda istismarları bulmak son derece zordu.” Bizzat müfettiş işçiler işaret etmese sahtekârlığı bulamayacağını kabul ediyor. İşçilerse fabrika sahibi kesilen cezalar hakkında bilgi vermek zorunda olmazsa bunu yapamazlar.

Diğer fabrika sahipleri işçileri aldatıp yasadan kaçmanın daha uygun yöntemlerini bulmuştur, o kadar şeytani ve sinsice yöntemler ki hatayı bulmak çok zor. Vladimir Guberniyası’ndaki çoğu pamuklu fabrikası sahibi müfettişe aynı pamuklu kumaş için iki ya da üç ücret onaylatmış; listenin altındaki notta kumaş üreten dokumacılara kusursuz kumaş için en yüksek ücret, kusurlu kumaş için 2 no’lu ücret, kumaş zarar görmüşse en düşük ücretin ödeneceği yazıyor.[21] Bu şeytani düzenlemenin neden yaratıldığı açık: en yüksek ücretle diğerleri arasındaki fark patronun cebine gidecek, oysa bu fark kusurlu iş için kesilen ceza anlamına gelir dolayısıyla ceza fonuna gitmesi gerekirdi. Bu açıkça kanunun kaba bir ihlaliydi, yalnız para cezaları hakkında kanunun değil, ücretlerin onaylanması hakkında kanunun; ücretler patronun keyfi olarak ücretleri değiştirememesi için onaylanır, oysa bir değil birkaç tane ücret varsa kendisine her türlü keyfiyet izni verilmiştir.

Fabrika müfettişleri bu ücretlerin “açıkça yasadan kaçmak amacıyla” yaratıldığını görmüşler (tüm bunlar aynı Bay Mikulin’in yukarıda bahsedilen kitabında bulunuyor); bununla birlikte saygıdeğer fabrika sahibi “beyefendilere” karşı çıkmaya “hakları olmadığını düşünmüşlerdir“.

Ya, elbette. Fabrika sahiplerine karşı çıkmak kolay değildir (bir tane değil, aynı anda birçok patron böyle şeyler yapıyordu!). Bir de Fabrika Sahibi “Beyefendilerin” değil de işçilerin yasadan kaçmaya çalıştığını düşünelim. Tüm Rusya İmparatorluğunda yasadan kaçmaya çalışan işçiye “karşı çıkmaya hakkı olmadığını” düşünecek tek bir fabrika müfettişi bulunup bulunmadığını öğrenmek ilginç olurdu.

İşte böylece, iki-üç katlı ücretler Fabrika Müfettişliği tarafından onaylandı ve uygulandı. Ancak, yasadan kaçma yolları bulan Fabrika Sahibi Beyefendiler ile bunların iyi niyetli çabalarını engelleme haklarının olmadığını düşünen Müfettiş Efendilerin, ücret konusuyla ilgilerinde yalnız olmadıkları ortaya çıktı… işçiler de ilgiliydi. İşçiler fabrika sahiplerinin hilekâr oyunlarına nazikçe hoşgörü göstermeyeceklerini kanıtladılar ve bu fabrika sahiplerinin kendilerini aldatmasına izin vermemeye “hakları olduğunu düşündüler”.

Bu ücretler, diyor Sayın Müfettiş Mikulin, “işçiler arasında öyle huzursuzluk yarattı ki daha sonra yaşanan ve silahlı kuvvetlerin müdahalesini gerektiren karışıklıkların temel sebeplerinden birisiydi”.

İşte yaşanan şey böyleydi! Önce Bay Fabrika Sahiplerinin kanunu çiğnemesine ve işçileri kandırmasına engel olmaya “haklarının olmadığını düşündüler” -fakat bu haksızlığa isyan eden işçiler ayaklanınca silahlı kuvvetler “gerekiyordu”! Bu silahlı kuvvetler neden yasal haklarını arayan işçilere karşı “gerekiyordu” da göz göre göre kanunu çiğneyen fabrika sahiplerine karşı gerekmiyordu? Her neyse, ancak işçilerin ayaklanmasından sonra “valinin emriyle bu tarz ücretler kaldırıldı”. İşçiler davalarından vazgeçmediler. Yasa Bay Fabrika Müfettişleri tarafından değil, kendilerini kimsenin küçümseyemeyeceğini ve haklarının arkasında duracaklarını gösteren işçiler tarafından uygulandı. “Ardından”, diye aktarıyor Bay Mikulin, “Fabrika Müfettişliği bu tür ücretleri onaylamayı reddetti”. Böylece işçiler müfettişlere yasaları uygulamayı öğrettiler.

Bununla birlikte, yalnız Vladimirli fabrika sahipleri bu dersi almıştı. Fabrika sahipleri ise, Vladimirli, Moskovalı ya da St. Petersburglu olsunlar, her yerde aynıdır. Vladimirli fabrika sahiplerinin yasayı delme girişimleri başarısızlığa uğradı, fakat uyguladıkları yöntem varlığını sürdürmekle kalmadı, bazı cin fikirli St. Petersburglu fabrika sahipleri tarafından geliştirilerek uygulandı.

Vladimirli fabrika sahiplerinin yöntemi neydi? Ceza kelimesini kullanmamak, onun yerine başka sözcükler geçirmek. Eğer, işçi kusurlu iş yaptığında bir ruble az alır dersem, bu bir ceza olur, ceza fonuna gitmesi gerekir. Ama kusurlu iş halinde işçiye daha az ücret ödenir dersem, bu ceza olmaz, ruble de cebimde kalır. Vladimirli fabrika sahiplerinin iddiası buydu, işçilerse onları tersledi. Biraz değişik bir savunma da yapılabilirdi. Denebilir ki: iş kusurluysa işçiye prim verilmez; gene bu bir ceza olmayacak, ruble patronun cebine gidecektir. St. Petersburg makine atölyelerinin maharetli patronu Yakovlev’in iddiası buydu. Şunu söylüyor: günde bir ruble alacaksınız, fakat hiçbir kuraldışı hareket, devamsızlık, huzur bozuculuk ya da kusurlu iş yapmazsanız, 20 kopek “prim” alacaksınız. Bir itaatsizlik olursa, patron yirmi kopeki keser ve elbette cebine atar -çünkü, neticede bu bir ceza değil “prim”dir. Cezalandırılacak itaatsizliklerin ne olduğu, ne kadar ceza verileceği ve nasıl harcanacağı hakkında yasalar Bay Yakovlev için söz konusu değildir. Yasalar “ceza” diyor, o ise “primler”le ilgileniyor. Kurnaz fabrika sahibi işçileri karanlık oyunlarıyla aldatmaya bugün de devam ediyor. St. Petersburg Fabrika müfettişi de büyük ihtimalle yasanın bu ihlaline engel olmaya “hakkı olmadığını düşünmüş“. Umalım ki St. Petersburg işçileri Vladimir’dekilerin gerisinde kalmasınlar ve müfettişle fabrika sahibine yasanın nasıl uygulanacağını öğretsinler.

Para cezalarıyla ne kadar büyük meblağların biriktirildiğini göstermek için, Vladimir Guberniyası ceza fonlarının büyüklüğü hakkında raporları aktaralım.

Orada yardım dağıtımı Şubat 1891’de başladı. Ekim 1891 itibariyle, 3.665 kişiye 25.458 ruble 59 kopek tutarında yardım yapılmıştı. 1 Ekim 1891’de, ceza fonunda 470.052 ruble 45 kopek birikmişti. Sırası gelmişken, ceza fonunun başka hangi amaçlarla kullanılabileceğine bir örnek verelim. Bir fabrikada ceza fonu 8.242 ruble 46 kopeke ulaşıyordu. Fabrika iflas etti ve işçiler kışı yiyecek ve iş olmadan geçirmek zorunda kaldılar. Sayıları 800 kadar olan işçilere bu fondan 5820 ruble dağıtıldı.

1 Ekim 1891’den, 1 Ekim 1892’ye kadar 94.055 ruble 47 kopeklik ceza kesildi, 6.312 kişiye 45.200 ruble 52 kopek tutarında yardım yapıldı. Yardımlar şöyle dağıtıldı: 208 kişiye toplam 6.198 ruble 20 kopeklik iş görememeden dolayı aylık ödeme, bu kişi başına yıllık 30 ruble demektir (bu sadaka düzeyinde yardımlar on binlerce ruble ceza parası kullanılmadan dururken yapılıyor!). Daha sonra, mal kaybı nedeniyle 1.037 kişiye toplam 17.827 ruble 12 kopek verildi, kişi başına ortalama 18 ruble. Anne adayları 2.669 vakada 10.641 ruble 81 kopek aldı, ortalama 4 ruble (biri doğumdan önce, ikisi sonra olmak üzere üç hafta için). Hastalık yardımları 877 işçiye 5.380 ruble 68 kopek tutarında yapıldı, ortalama 6 ruble. Cenaze yardımları 4.620 ruble ediyordu -1.506 işçiye (kişi başına 3 ruble; ve çeşitli yardımlar -15 kişiye 532 ruble 71 kopek.

Şimdi ceza düzenlemeleri ve uygulamaları hakkında tamamen bilgi sahibiyiz. Şimdi de düzenlemelerin adil olup olmadığına, işçilerin haklarının gerektiği gibi korunup korunmadığına bakalım.

Kanunun, ceza paralarının patrona ait olmadığını ve ancak işçilerin ihtiyaçlarını karşılamada kullanılabileceğini belirttiğini biliyoruz. Paraların harcanması üzerine düzenlemelerin bakanlar tarafından onaylanması gerekiyor.

Fakat düzenlemelerden ne çıkıyor? Para işçilerden toplanıyor ve onların ihtiyaçları için harcanıyor -fakat düzenlemeler patronun işçileri ceza fonunun durumu hakkında bilgilendirmesini bile şart koşmuyor. İşçiler paranın ceza fonuna gerektiği gibi aktarılmasını takip edecek ve başvuruları kabul edip yardım dağıtacak temsilcilerini seçme hakkına sahip değil. Yasa yardımların “müfettişin izniyle” yapılacağını belirtiyor, fakat bakanların hazırladığı düzenlemeye göre başvuruların patrona yapılması gerekiyor. Neden başvuruların patrona yapılması gereksin? Para kesinlikle patronun değil, işçilerindir, kendi kazançlarından yapılan kesintilerdir. Patron bu paraya dokunamaz: harcarsa, zimmetine para geçirmekten sorumlu olur, tıpkı başka birisinin parasını harcaması gibi. Bakanların böyle bir düzenleme hazırlamasının nedeni açıkça patronlara hizmet etmek istemeleridir: şimdi işçiler patrondan sadaka ister gibi yardım istemek zorunda kalacak. Patron reddederse müfettişin yardıma izin verebileceği doğru. Fakat bu halde müfettişin kendisi gerçekleri bilmeyecek -patron ona işçinin şöyle şöyle bir kişi olduğunu, yardımı hak etmediğini söyleyecek ve müfettiş patrona inanacaktır.[22] Ayrıca, müfettişe şikâyet bildirme, bunun için vakit kaybetme, başvuru metni hazırlama gibi işlerle uğraşabilecek fazla işçi var mıdır? Şu anda, bakanlık düzenlemeleri sayesinde işçileri patrona bağımlı kılmanın yeni bir biçimine sahibiz. Patronlara hoşlanmadığı, belki emrettiği bir şeyi yapmayan işçileri kurban etme hakkı verilmiştir: bir işçinin başvurusunu reddederek patron kesinlikle fazladan eziyet verecektir, belki de bir yardım almasını engelleyecektir. Diğer yandan, kendisine yaltaklanan ve ihbarcılık yapan işçilere hak etmedikleri halde büyük miktarda yardım verebilirler. Ceza konusunda işçilerin patrona bağımlılığının kaldırılması yerine, işçileri bölen ve köle ruhlu tipler yaratan yeni bir bağımlılıkla karşı karşıyayız. Bunun yanında, düzenlemeler nedeniyle yardımların etrafını kuşatan korkunç ateş hattına da dikkat edin: her rapor alması gerektiğinde bir doktora gitmesi gerekecek, o da büyük ihtimalle berbat bir şekilde karşılayacaktır, ya da tutanak için polise başvurur, o ise rüşvet almadan hiçbir şey yapmaz. Tekrar edelim, kanun bununla ilgili hiçbir şey söylemiyor; açıkça fabrika sahiplerine hizmet için ve patronlara bağımlılığa memurlara bağımlılığı eklemek için, işçilerin kendilerinden alınan paranın kendi ihtiyaçları için harcanmasına katılmalarını engellemek ve sersemletip morallerini bozan[23] anlamsız bir formaliteler ağı örmek için hazırlanmış bakanlık düzenlemesiyle ortaya çıkmıştır.

Patrona ceza paralarından yardım yapma hakkı verilmesi ‘ben adaletsizliğim’ diye bağıran bir adaletsizliktir. İşçiler, yasal hakları olan, para cezalarının fona gitmesini takip edecek, yardım başvurularını alıp kontrol edecek ve ceza fonunun durumu ile harcamaları işçilere rapor edecek temsilcilerini seçme hakları için mücadele etmek zorundadır. Temsilcilerin olduğu fabrikalarda, bu temsilciler ceza paralarına dikkat etmeli, cezalarla ilgili bütün bilgilerin kendilerine verilmesini talep etmeli ve işçilerin başvurularını kabul edip yönetime bildirmelidir.

VII

Yasa Bütün İşçileri Kapsıyor mu?

Diğer Rus yasalarının çoğu gibi, para cezası yasaları bütün fabrikaları ve bütün işçileri kapsamıyor. Rus hükümeti bir yasa yapacağında, fabrikaların sahibi beyefendileri rahatsız etmesinden korkar, dâhiyane ofis düzenlemeleri ile memur hak ve yetkileri ağının başka ofis düzenlemeleriyle (bizde sayısızdır), başka memurların hak ve yetkileriyle çakışmasından korkar, bu memurlar başka bir resmi görevli kendi alanlarına karışırsa korkunç rahatsız olur ve “şube sınırlarını ihlal” hakkında mektuplaşmalar için variller dolusu resmi mürekkep ve yığınla kâğıt harcarlar. Bu nedenle bu ülkede tüm Rusya’yı kapsayan, istisnaları olmayan, korkakça ertelemelere uğramayan, bakan ve diğer resmi görevlilere delme izni verilmeyen bir yasa nadiren yapılır.

Bunlar para cezası kanununu özellikle etkilemiş, gördüğümüz gibi kapitalist beyefendiler arasında bu kadar huzursuzluk yaratan bu kanun ancak işçilerin şaşkınlık yaratan ayaklanmalarının baskısıyla kabul edilmiştir.

İlk olarak, kanun Rusya’nın yalnız küçük bir parçasını kapsıyor.[24] Yukarıda söylediğimiz gibi, 3 Haziran 1886’da yayınlandı ve 1 Ekim 1886’dan itibaren uygulamaya girmek üzere, sadece üç guberniya için, St. Petersburg, Moskova ve Vladimir Guberniyaları, ilan edildi. Beş yıl sonra (11 Haziran 1891) Varşova ve Petrokov Guberniyalarını da içine aldı. Üç yıl daha geçince, 14 Mart 1894 yasasıyla 13 guberniyada daha geçerli oldu (Merkez guberniyalarından -Tver, Kostroma, Yaroslavl, Nijni-Novogorod ve Ryazan; Ostsee guberniyalarından[25] -Estland ve Linand; Batı guberniyalarından -Grodno ve Kiev; Güney guberniyalarından da -Volhynia, Podolsk, Kharkov ve Kherson). 1892’de düzenlemeler özel demirci atölyeleri ve madenler için de geçerli oldu.

Kapitalizmin Rusya’nın güneyinde hızlı gelişmesi ve madenciliğin devasa ilerlemesi işçi kitlelerini buralara topladığından hükümeti acele etmeye zorluyor.

Hükümet elbette eski fabrika sistemini bırakmakta çok ağırdan alıyor. Bu sistemi ancak işçilerin baskısıyla terk ettiği de akılda tutulmalı: Polonya’da işçi sınıfı hareketi ve grevlerin artması kanunun Varşova ve Petrokov Guberniyaları’nı (Lodz kasabası Petrokov Guberniyası’nda yer alıyor) kapsamasına neden oldu. Ryazan Guberniyası Yegoryevsk Uyezdindeki Khludov Fabrikasında büyük grev, kanunun derhal Ryazan Guberniyası’nda geçerli olmasını sağladı. Hükümet açıkça, işçiler devreye girene kadar Kapitalist Beyleri kontrolsüz (keyfi) ceza kesme hakkından mahrum etmeye “hakkı olmadığını” düşünüyor.

İkincisi, ceza yasası, diğer fabrika müfettişlik düzenlemelerinin tümü gibi kraliyet ve hükümet kurumlarında geçerli değil. Hükümet fabrikalarının işçilerin “refahıyla ilgilenen” kendi şefleri var, yasa ceza düzenlemeleriyle bunları rahatsız etmek istemiyor. Elbette, fabrika şefi bir memurken, hükümet fabrikalarını denetlemek neden gereksin? İşçiler kendisi hakkında ona şikâyette bulunabilir. Hükümet fabrika şefleri arasında, St. Petersburg liman şefi Bay Verkhovsky gibi yaramazların bulunması pek şaşırtıcıdır.

Üçüncüsü, fonların işçilerin kendileri için harcanması hakkında düzenlemeler, emeklilik ödemeleri ya da tasarruf ve karşılıklı kazanç fonları olan demiryolları işçileri için geçerli değildir. Buralarda cezalar söz konusu fonlara aktarılır.

Tüm bu istisnalar yetersiz gelmiş olacak ki kanun bakanlara (Finans ya da İç işleri bakanları) bir yandan “gerçekten gerektiğinde önemsiz fabrikalarda” bu düzenlemeleri “geçersiz kılma”, diğer yandan da bu düzenlemeleri “önemli” zanaat kurumlarında geçerli kılma hakkı veriyor.

Şu halde, kanun bakana ceza paralarına dair düzenleme yapma yetkisi vermekle kalmıyor – bakanlara bazı fabrika sahiplerini kanuna tabi olmaktan kurtarma hakkı da veriyor! Kanunumuzun sayın fabrika sahiplerine karşı nezaketinin ölçüsü budur! Yorumlarından birinde bakan, yalnız Fabrika Kurulu’nun “kurumun sahibi işçilerin haklarını kesinlikle çiğnemez” dediği fabrikaların sahiplerini serbest bırakacağını buyurdu. Fabrika sahipleri ve müfettişler o kadar iyi ahbaptır ki birbirlerinin sözünden çıkmazlar. İşçilerin haklarını çiğnemeyeceği “sözünü verdiği” halde fabrika sahibine düzenlemeler yüklemek niye? Peki, ya işçi fabrika sahibinin haklarını çiğnemeyeceği “sözünü verip” bakan ya da müfettişten, düzenlemelerden bağışık kalma hakkı isterse ne olur? Böyle bir işçi büyük ihtimalle deli muamelesi görürdü.

Buna işçilerle fabrika sahiplerinin “eşit haklara sahip olması” deniyor.

Ceza düzenlemelerinin önemli zanaat işletmelerine yayılmasına gelince, bilindiği kadarıyla, şimdiye kadar (1893’te) sadece evde çalışan dokumacılara çözgü sağlayan dağıtım bürolarına uygulandı. Ceza düzenlemelerini yaymakta hükümetin acelesi yok. Patronlar, büyük mağazalar vs. için iş yapan ev işçileri kitlesi eski koşullarda, patronların tiranlığı altında çalışmaya devam ediyor. Bu işçiler için güçlerini birleştirmek, ihtiyaçları hakkında anlaşmak, patronların baskısına karşı ortak bir mücadele yürütmek daha zor -işte bu yüzden onlara dikkat edilmiyor.

VII

Sonuç

Para cezaları hakkında, kuruluğu ve itici resmi diliyle işçileri korkutan son derece karışık yasa ve düzenlemeleri öğrendik.

Şimdi başta değindiğimiz soruna dönebiliriz; kapitalizmin bir ürünü olarak, yani toplumun, birisi toprağın, makinelerin, fabrika ve atölyelerin, ara malları ve hammaddelerin sahibi, diğeri mülksüz olduğu için kendini kapitalistlere satmak ve onların hesabına çalışmak zorunda olan iki sınıfa bölündüğü toplumsal düzenin bir ürünü olarak cezalar sorununa.

Bir patronun hizmetinde çalışan işçilerin ona ceza ödeme yükümlülüğü hep var mıydı?

Küçük işletmelerde -örneğin kent zanaatçıları ve işçileri arasında- ceza kesilmez. İşçinin ustadan tam ayrılması gerçekleşmemiştir, birlikte çalışır ve yaşarlar. Usta ceza kesmeyi hayal edemez, çünkü kendisinin de gözü iştedir ve beğenmediği şeyin düzeltilmesi için zorlar.

Fakat böyle küçük işletme ve ticarethaneler giderek yok oluyor. El sanatçıları ve zanaatçılar, aynı zamanda da küçük köylüler, gelişmiş araçlar ve makineler kullanan, işçi kitlelerinin emeğini birleştiren büyük fabrikaların rekabetine karşı koyamıyor. İşte bu nedenle el sanatçıları, zanaatçılar ve köylülerin sürekli yıkıldığına, fabrikalarda işçi haline geldiklerine, köylerini terk edip kentlere göç ettiklerine şahit oluyoruz.

Büyük fabrikalarda patronla işçiler arasındaki ilişki küçük atölyelerdekinden farklıdır. Patron zenginlik ve toplumsal statü bakımından işçiden o kadar uzaktır ki aralarında gerçek bir uçurum bulunur, çoğunlukla birbirlerinden haberleri olmaz ve ortak hiçbir şeyleri yoktur. İşçinin patronların arasına katılma fırsatı yoktur: kaderi yoksul kalmak, tanımadığı zengin insanlar için çalışmaktır. Küçük ustanın çalıştırdığı iki ya da üç işçinin yerini işçi kitleleri almıştır, farklı yerlerden gelirler ve sürekli birbirlerinin yerini alırlar. Ustaların birbiriyle bağlantısız uyarılarının yerini bütün işçiler için zorlayıcı olan düzenlemeler almıştır. Usta ile işçi arasındaki ilişkilerin eski sağlamlığı yok oluyor: artık efendi işçi yönünden hiç sıkıntı çekmiyor, çünkü kendilerini birine kiralamak isteyen işsizler kalabalığı arasından her zaman kolayca başka birini bulabilir. Bu nedenle, patronun işçi üzerinde gücü artıyor, patron da bu gücünü kullanıyor, işçiyi fabrika çalışmasının dar sınırları içinde tutabilmek için cezalara başvuruyor. İşçi haklarının ve kazancının bu yeni sınırlanışına katlanmak zorundadır, çünkü patron karşısında çaresizdir.

Dünya üzerinde para cezalarının ortaya çıkışı çok eski değil -büyük fabrikaların, geniş ölçekli kapitalizmin, zengin efendilerle zavallı işçiler arasında tam ayrılığın ortaya çıkışıyla birlikte oldu. Para cezaları kapitalizmin tam olarak gelişmesinin ve işçinin tam olarak köleleştirilmesinin sonucudur.

Bununla birlikte, büyük fabrikaların gelişmesi ve patronların baskısının yoğunlaşması beraberinde başka sonuçlar da getirdi. Fabrika sahiplerine karşı tamamen çaresiz halleriyle işçiler, bölünmeye devam ederlerse en büyük felaket ve yoksullukların kendilerini beklediğini anlamaya başladı. İşçiler, kapitalizmin onlara sunduğu açlık ve yozlaşmaktan korunmak için tek bir yolları olduğunu -bunun da daha yüksek ücretler ve daha iyi yaşam koşulları için fabrika sahipleriyle savaşmak üzere güçlerini birleştirmek olduğunu anlamaya başladılar.

Seksenlerde fabrika sahiplerinin işçiler üzerinde ne kadar onur kırıcı bir baskı uyguladığını, ücretleri aşağı çekmekle kalmayıp para cezalarını ücretleri düşürmenin bir aracı yaptıklarını gördük. Kapitalistlerin işçiler üzerinde baskısı en üst noktasına ulaştı.

Fakat bu baskı işçilerin direnişini doğurdu. İşçiler baskıcılara karşı ayağa kalktılar ve zafer kazandılar. Dehşete düşen hükümet taleplerini kabul etti ve cezaları düzenleyen bir yasa yaptı.

Bu işçilere verilen bir tavizdi. Hükümet ceza yasaları ve düzenlemeleri çıkararak, cezalarla toplanan paralarla yardımlar yaparak işçileri tatmin edeceğini, ortak işçi davalarını ve fabrika sahiplerine karşı mücadelelerini unutturacağını düşündü.

Oysa, işçilerin koruyucusu rolünü oynayan hükümetin bu umutları gerçekleşmeyecek. Yeni yasanın işçiler açısından ne kadar adaletsiz olduğunu, işçilere verilen tavizlerin Morozov grevcilerinin talepleriyle karşılaştırıldığında bile ne kadar küçük kaldığını gördük; yasayı delmek için kaygılanan fabrika sahipleri için nasıl boşluklar bırakıldığını, patronların tiranlığına memurlarınkini ekleyen yardım düzenlemelerinin nasıl patronların çıkarına tanzim edildiğini gördük.

Bu yasa ve düzenlemeler uygulanmaya başladığında, işçiler bunlarla aşina olduklarında ve yöneticilerle çatışmaları yasanın kendilerini nasıl ezdiğini öğrettiğinde, bir bağımlılık durumunda olduklarını hızla kavramaya başlayacaklar. Kendilerini yalnız yoksulluğun zengin için çalışmaya ve kırıntılar karşılığında ağır işlerini yapmaya zorladığını anlayacaklar. Hükümet ve memurlarının fabrika sahiplerinin tarafında olduğunu, yasaların da patronun işçiyi daha kolay ezmesi için hazırlandığını anlayacaklar.

Sonuçta işçiler, kapitalistlere bağımlılıkları devam ettikçe bu kanunun durumlarını iyileştiremeyeceğini, kanunun her zaman kapitalist patronların tarafını tutacağını, çünkü bunların yasayı delmek için hile yapmakta her zaman başarılı olacağını değerlendirecektir.

Bunu anladıklarında, işçiler kendilerini korumak için tek bir aracın olduğunu, bunun da fabrika sahiplerine ve kanunun doğurduğu adaletsiz uygulamalara karşı mücadele etmek için güçlerini birleştirmek olduğunu görecekler.

 


[1] Fabrika İşçilerine Kesilen Para Cezaları Hakkında Yasanın Açıklanması başlıklı broşür Lenin tarafında 1895 sonbaharında yazıldı. Bu yılın aralık ayında St. Petersburg’da Lahta Basımevinde 3000 adet basıldı. Bu basımevi Narodnaya Volya grubuna ait illegal bir yayınevi olup, St. Petersburg İşçi Sınıfının Kurtuluşu için Mücadele Birliği ile ilişki kurmuş ve yayınlarını basmıştı. Broşürün orijinali, diğerleri gibi, baskıya hazırlandıktan sonra yakıldı.

Gizlilik amacıyla kapakta sahte bilgiler yer aldı. Örneğin, broşürün A. Y. Vasilyev’e ait Kherson’da bulunan yayınevi tarafından yayınlandığı, K. N. Subbotin’in Ekaterinoslav’da Kalinin adlı birine ait binada basıldığı, Moskova ve St. Petersburg’da bütün kitapçılara dağıtıldığı yazıyordu. Birinci sayfada altyazı olarak şu geçiyordu: “Sansür memuru tarafından onaylanmıştır. Kherson, 14 Kasım 1895.” 1897’de broşür Yurtdışı Rus Sosyal-Demokratları Birliği tarafından yeniden yayınlandı.

Polis raporlarında yer alan bilgide 1895-1905 yılları arasında St. Petersburg, Kiev, Yaroslavl, Ivanovo-Voznesensk, Kazan, Sormovo, Nijni-Novogorod, Orekovo-Zuyevo, Saratov, Krasnoyarsk, Perm ve diğer Rus kentlerinde yapılan aramalar ve tutuklamalarda kopyalarının ele geçtiği yer aldığına göre, geniş bir şekilde yayılmıştı.

[2] Novoye Vremya; (Yeni Zamanlar) : 1868’den 1917’ye kadar St. Petersburg’da yayınlanan günlük gazete. Farklı yayıncılar arasında el değiştirdi ve politik çizgisini birkaç kez değiştirdi. Başlangıçta ılımlı liberalken, 1876’da A. S. Suvorin tarafından yayınlanmaya başlamasıyla aristokrasi ve bürokrasi içinde yer alan gerici çevrelerin organı oldu. 1905’ten sonra Kara Yüzler’in organı oldu. 1917 Şubat burjuva demokratik devriminden itibaren burjuva Geçici Hükümet’in karşı devrimci politikasına tam destek verdi ve Bolşeviklere karşı şiddetli bir karalama kampanyası yürüttü. Petrograd Sovyeti Devrimci Askeri Komitesi tarafından 26 Ekim (8 Kasım) 1917’de kapatıldı. Lenin Novoye Vremya‘yı satılmış basının tipik örneği olarak gösteriyordu.

[3] Moskovskiye Vedomosti (Moskova Habercisi) : En eski Rus gazetelerinden biri, ilk olarak (1756) Moskova Üniversitesi tarafından küçük bir yaprak olarak yayınlandı. 1860’larda çizgisi monarşist-milliyetçi oldu, toprak sahipleri ile kilisenin en gerici bölümlerinin görüşlerini yansıtıyordu. 1905’te Kara Yüzler’in en önemli gazetelerinden biri oldu, 1917 Ekim Devrimine kadar varlığını sürdürdü.

[4]    Patronlar ve destekçileri, işçiler kendi koşulları hakkında düşünmeye başlarsa, haklarını almak için çalışmaya başlarsa ve patronların baskı ve iğrençliklerine karşı direnmek için güçlerini birleştirirlerse, bunu “kötü yola sapma” olarak değerlendirirler. Elbette, işçilerin kendi koşullarını düşünmemesi ve haklarından haberdar olmaması patronların işine gelir. – Lenin

[5] Değindiğimiz yasa, Rus Kanunlar kitabının II. Cilt, ikinci bölümünde yer alan Sanayi için Kurallardır. Yasa numaralandırılmış çok sayıda maddeden oluşur, bahsettiğimiz satırlar 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151 ve 152. maddelerdedir. -Lenin

[6] Böyle bir olay St. Petersburg’da, limanda (Yeni Deniz Mahkemesi) gerçekleşti, buradaki Liman şefi Verkhovsky işçiler üzerinde baskısıyla ünlüydü. Bir grevden sonra ampullerin kırılması yüzünden verilen cezaların yerine kırık ampuller için tüm işçilerin ücretlerinden kesinti yaptı. Açık ki, bu kesintiler para cezaları kadar yasadışıdır. -Lenin

[7] “Yangın” maddesi hariç; bu sanıkların çağırılması hakkında kanunda yer almaz.

[8] Bu sırada (1884-85) ticari ve endüstriyel kriz nedeniyle işçilerin hatası olmayan iş kesintilerinin pek sık olduğu akılda tutulmalı: fabrika sahipleri stoklarını eritemiyor, üretimi düşürmeye çalışıyorlardı. Örneğin, Aralık 1884’te büyük Voznesenskoye fabrikası (Moskova Guberniyası, Moskova-Yaroslavl demiryolu üzerindeki Talits istasyonu yakınında) çalışma haftasını dört güne düşürdü. Parça başı ücret alan işçiler buna ocak 1885’te başlayan ve patronun taviziyle son eren bir grevle karşılık verdiler.

[9] Çalışma süresine göre ödeme durumunda bir günlük devamsızlık için en yüksek ceza belirtilmemiş. Tek söylenen: “işçinin ücretine uygun olarak”. Cezaların gerçek büyüklüğü, aşağıda bahsedeceğimiz gibi, her fabrikada bir ceza tablosunda belirtilmek zorundadır. -Lenin

[10] Sözleşmenin iptalini yanlış bulan işçi mahkemeye başvurabilir, fakat başvuru süresi oldukça az – bir ay (elbette, işten atılmadan itibaren) -Lenin

[11] 1885 için ilk rapor. Fabrika müfettişlerinin sadece ilk raporları bastırıldı, hükümet diğerlerinin basılmasını hemen durdurdu. Bir tasvirinin yayınlanmasından korkuyorlarsa, fabrikalarda durum pek iyi olmalı. -Lenin

[12] Bu noktada insan, St. Petersburg bölgesi eski Fabrika Baş Müfettişi Bay Mikhailovsky’nin bu yasaya “gerçekten insansever bir reform, Rus İmparatorluk Hükümetinin çalışan sınıflara karşı ilgisine en düzeyde saygınlık kazandırıyor” demesini belirtmeden geçemiyor. (bu görüş 1893 Chicago Dünya Fuarı için Rus Hükümetinin yayınladığı Rus manüfaktürü üzerine kitapta yer alıyor.) Rus Hükümetinin ilgisi işte böyle!!! Yasa kabul edilmeden önce, hiç yasa yokken, işçiden ruble başına 23 kopek çalan açgözlü patronlar vardı. Şimdiyse yasa işçilerle pek ilgilendiğinden şöyle diyor: ruble başına 33 1/3 (33 tam bir bölü üç) kopekten fazlasına el koymayın! Fakat artık bir bölü üç olmadan otuz üç kopeke yasal olarak el koyulabilir. “Gerçekten insansever bir reform” elbette! -Lenin

[13] Fabrika Müfettişliği Memurlarına Emirler. Fabrika müfettişlerinin görevlerini listeliyordu. Finans Bakanı S. Y. Witte tarafından onaylanarak Haziran 1894’te yayınlandı.

[14] Devlet Konseyi: Çarlık Rusyasında, üyeleri çar tarafından atanan yasama ve danışma organı. Esas olarak büyük toprak sahipleri ve yüksek mevkilerde bulunanlardan oluşuyordu.

[15] Fabrika Kurulu kimlerden oluşuyor? Vali, savcı, polis komiseri, fabrika müfettişi ve iki fabrika sahibi. Hapishane müdürüyle kazakların komutanını da ekleseydik, “Rus İmparatorluk Hükümetinin çalışan sınıflara yönelik ilgisini” eyleme döken tüm görevlileri birleştirecektik. -Lenin

[16] Emirlerin 26. maddesinin notu. -Lenin

[17] Ceza fonundan yardım almasının işçiyi sakatlanma gibi bir durumda patrondan tazminat talep etme hakkından mahrum etmediği kendiliğinden anlaşılır. -Lenin

[18] St. Petersburg’da, 1886 yasasının uygulanması için adımlar ancak 1895’te atıldı. Buna rağmen yukarıda bahsettiğimiz Baş Müfettiş Bay Mikhailovsky 1893 yılında, 1886 yasasının “titizlikle uygulandığını” söylüyor. Bu küçük örnek, Amerikalılara Rusya’nın fabrika sistemini tanıtmak isteyen Fabrika Baş Müfettişinin kitabında ne kadar yüzsüzce bir yalan bulunduğunu gösteriyor. -Lenin

[19] Kastettiğimiz, başvurunun önceden yazılı olduğu, fabrikanın ismini, başvurunun nedenini, adres, imza vb. yazmak için boşlukların bulunduğu formlar. -Lenin

[20] Böyle bir dolandırıcılığın varlığından Vladimir guberniyası Fabrika Müfettişi Bay Mikulin’in 1886 yasası hakkında kitabından başka yerde bahsedilmiyor.

[21] Bu ücretler bazı St. Petersburg fabrikalarında halen uygulanıyor; örneğin, şu kadar kumaş için işçiler 20 ila 50 kopek arasında alır deniyor.

[22] Vladimir Fabrika Kurulu tarafından fabrikalara dağıtılan ve işçiler için en uygun “düzenlemelerin” uygulanması olan basılı yardım başvurularında okuyoruz: “fabrika bürosu başvurunun imza ve içeriğini kontrol eder, buna kendi fikrince işçinin şu kadar yardımı hak ettiğini ekler.”

Demek ki, büro hiçbir açıklama yapmadan, “kendi fikrince” başvuranın yardımı hak etmediğini her zaman yazabilir.

Yardımlar ihtiyacı olanlar tarafından değil, “patronların fikrince bunu hak edenlere” verilir.

[23] Bölünme köleliği doğurur ve kötü alışkanlıkları geliştirir.

[24] Bu yasa sözde “fabrika sahipleriyle işçilerin ilişkisi konusunda özel düzenlemelerin” parçasıdır. Bu “özel düzenlemeler” yalnız “fabrika endüstrisinin hayli gelişmişliğiyle dikkati çeken yerler” için geçerlidir, bunlara aşağıda metnin içinde değineceğiz.

[25] Ostsee Guberniyaları: Çarlık Rusyasında, Baltık bölgesinde yer alan Estland, Courland ve Lifland Guberniyalarına verilen ad. Burada daha sonra Letonya ve Estonya Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri yer aldı.

Stalin Arşivi çeviri birimi tarafından Türkçeleştirilmiştir

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: